Dünya genelinde her 100 yenidoğandan yaklaşık ikisi doğuştan kalp kusuruyla doğuyor. Bazı kalplerin neden düzgün oluşamadığı tıbbın en inatçı sorularından biri olmaya devam ediyor — ancak Kopenhag Üniversitesi'nden bir ekip, yanıtın bir kısmının hücrenin yüzeyindeki daha önce bilinmeyen bir iletişim sisteminde yatabileceğini söylüyor.

Mekanizma, vücuttaki çoğu hücreden dışarı uzanan mikroskobik bir anten olan birincil silyumda işliyor. Silyum, çevredeki sinyal moleküllerini okur ve hücrenin bölünüp bölünmeyeceğine, hareket edip etmeyeceğine ya da öleceğine karar vermesine yardımcı olur. PLOS Biology'de yayımlanan yeni bir çalışmada araştırmacılar, TAK1, TAB2 ve PKA-Cα adlı üç proteinin bu antenin içinde kalp oluşumunda önemli rol oynayan bir sinyal merkezi oluşturduğunu gösteriyor.

"Bu proteinler, kök hücrelere kalp kası hücrelerine ne zaman ve nasıl dönüşeceklerini söyleyen moleküler talimatlar gibi çalışır," diyor hücre biyolojisi profesörü Søren Tvorup Christensen. "Ancak genetik değişiklikler bu iletişimi bozabilir, 'anten kusurlarına' yol açabilir ve bu da doğuştan kalp kusurlarına neden olabilir."

Ekip, iddiasını desteklemek için üç kanıt hattını birleştirdi: hastalarda sağlıklı insanlardan daha sık görülen nadir mutasyonları arayan, doğuştan kalp kusurlu birkaç bin hastanın genetik verileri; aynı mutasyonların zebra balıklarına aktarılarak kusurlu kalp gelişimine yol açtığı deneyler; ve sinyal yolunun moleküler düzeyde nasıl çalıştığını gösteren insan hücreleri ile fare kök hücreleri üzerindeki laboratuvar çalışmaları.

"Mekanizmayı birçok farklı açıdan ve birçok farklı yöntemle inceliyoruz; hepsi de hastalarda gözlemlediklerimizi destekliyor," diyor Hücresel ve Moleküler Tıp Bölümü profesörü Lars Allan Larsen. "Bu nedenle, bu mekanizmanın insanlarda da var olduğundan oldukça eminiz."

Keşif aynı zamanda uzun süredir devam eden bir bilmeceyi de açıklayabilir: sendromik doğuştan kalp hastalığı olan hastalarda sıklıkla başka organlarda da — beyin, böbrekler veya iskelet — kusurlar görülür. Araştırmacılar, başarısız bir silyum mekanizmasının birleştirici açıklama olabileceğini ve bulgunun, doktorların hastaları daha erken tespit etmesine ve daha geniş silyum kaynaklı hastalık ailesi için hedefli tedaviler geliştirmesine yardımcı olabileceğini söylüyor.