Neden üç motor? Elektrikli bir performans otomobilinde motor sayısı aslında kontrol hakkında bir açıklamadır. Üç motorlu düzen genellikle her arka tekerleği ayrı ayrı tahrik eder; ön aks ise ya birlikte ya da üçüncü bir üniteyle sürülür ve bu, yazılımın torku milisaniyeler içinde tekerlek tekerlek dağıtmasına olanak tanır. Zeminin her birkaç metrede değiştiği, tutuşun çakıl, çamur, kar ve asfalt arasında gidip geldiği bir ralli etabında bu, bir performans gösterisinden çok aktif güvenlik ve viraj alma aracıdır: tork vektörleme, aracı viraja döndürüp çıkışta çok daha hızlı toparlanmasını sağlar — mekanik bir diferansiyelin yapabileceğinden kat kat hızlı.
Golem'in haberine göre E-T16, bu fikri Peugeot'nun ralli tarihine giydiriyor: 205 T16'nın 1980'lerde ünlü ettiği alçak, geniş ve kısa kaydırma mesafeli siluet, elektrikli bir paket için yeniden anlatılıyor. Bu tür konseptler, güç aktarma organı altta tamamen değişirken markaların miras rozetlerini sıcak tutma biçimidir ve genellikle yıllar sonra yol otomobillerine seyreltilmiş hâlde girecek teknolojilerin ön gösterimidir.
Ralli yıllardır bu yöne ilerliyor. Mevcut Rally1 kuralları, bir içten yanmalı motoru elektrikli destek ünitesi ve bataryayla birleştirerek hibrit gücü sporun en üst sınıfının bir parçası hâline getirdi ve FIA, rallinin en üst kademesi için tamamen elektrikli bir geleceği tartıştı. Üreticiler bu disiplini yine eski nedenlerle seviyor: Motorsporlarının en zorlu çalışma döngüsü burası; soğutma, enerji yönetimi, hafif yapı ve yazılımı bir pist turundan çok daha acımasız koşullarda kanıtlama yeri.
Engeller de aynı ölçüde net. Bataryalar kütle bazında hâlâ benzinden yaklaşık iki mertebe daha az enerji yoğun; etaplar uzun ve dağ başında şarj altyapısı yok; seyirciler de motor sesinin kaybının deneyime ne yaptığını fark etti. E-T16 gibi konseptler, üreticilerin bu sorunların birer mühendislik meselesi olduğunu, sporu bırakmak için bir gerekçe olmadığını savunma biçimidir — kamuoyuna olduğu kadar kural koyuculara yapılan bir sunum.




